Nihan Bora

İstanbul’a ‘Yüksek’ten bir bakış

Yüksek / Overspill, üç ‘panpa’nın çoğunlukla İstiklal Caddesi’nde geçen hikayesini anlatıyor. DOT, ilk kez bize bu kadar yakın bir hikaye ile karşımızda.

DOT’un yeni oyunu oldukça heyecan verici. Çünkü ilk kez bu kadar yanı başımızdan bir hikayeyi ele alıyorlar. Yüksek / Overspill oyunu Ali Taylor’ın kaleminden çıkma. Bizim buralara uyarlayan isim ise oyunun aynı zamanda yönetmeni olan Tuğrul Tülek. Üç yakın arkadaş, kendi tabirleriyle üç ‘panpa’sı da; Baron (Mehmetcan Mincinozlu), Çakı (Onur Öztay) ve Pıt (Aykut Akdere). Yüksek, Sarı Ay gibi oyuncunun ‘her şey’ olduğu bir oyun. Sarı Ay’ı henüz izlemeyenler için biraz açmak gerekirse; oyunda dekor yok (bir sandalye ve bir şapka dışında), oyuncular hem karakterleri canlandırıyor hem de dışarıdan karakterleri anlatan kişiyi canlandırıyor ve üzerine bir de tüm bunları yaparken beden kullanımı oldukça yoğun. Eğlence üst katmanıyla sarılmış Yüksek’in altında derin ve üstündeki kadar eğlenceli olmayan bir metin var. Oyunun merkezinde İstiklal Caddesi bulunuyor. Her kesimden insanın akın ettiği İstiklal Caddesi… Her gün özenle hazırlanıp İstiklal’e gitmek önemli ve oldukça heyecan verici bir durum onlar için. Oyun, bu üç gencin gözünden yaşadığımız çağa ve İstanbul’a gerçekçi bir bakış.

Çocuklukları beraber geçmiş üç can dostu, bir cuma akşamı çok sık gittikleri Mc Donalds’a gidiyor ve o akşam orada bir bomba patlıyor. O bomba, onların en sevdiği yeri yok ediyor, dünya başlarına yıkılıyor. Bir cuma gecesi ve dahası nasıl mahvolur bunu izliyoruz. Şehirdeki paranoya gittikçe artıyor. Onların gittiği her yerde bomba patlıyor. Bombayı patlatanı görüyor, peşine düşüyorlar. Anlattıkları hikaye peşine düştükleri adam yüzünden yolundan sapıyor. Hikayeyi normalleştirmeye çalıştıkça daha da kötüye gidiyor her şey.

“Mekanları not aldım, fotoğraflarını çektim”

Tuğrul Tülek, metni 2008’de okuduğunu ve 2010 yılında çevirmeye başladığını söylüyor. “2010 yılında Taksim’de canlı bomba saldırısı sırasında oradaydım ve böyle ilintili bir şey yaşadığım için metinden biraz uzaklaştım” diyor. Çeviri de bu yüzden uzun sürmüş biraz. Oyunda çok fazla mekan ismi geçiyor. “Peyote’den çıktık, Line’a geçtik” diyorlar mesela. Buna benzer konularda mekan tutarlılığı sağlamak için Tuğrul Tülek çıkmış İstiklal’e, kağıt kalemle not almış, fotoğraflamış mekanları.Taksim meydanındaki kazının da oyunda geçtiğini duyunca seviniyoruz. Bu açıdan güncel de bir oyun. Zaten Tülek, oyundaki mekanlarla ilgili değişmeler olduğunda güncelleyeceklerini söylüyor, “Torro Club, Sosyete Club diye bir yerdi. Orası değişmiş, onu hemen güncelledik mesela. Cuba bar vardı orası kapanmış, eski Cuba diyoruz şimdi metinde. Dolayısıyla ister istemez şehir nasıl değişiyorsa metin de değişecek, güncellenecek.” İstiklal Caddesi’nin dönüşümüne de ufak göndermeler var oyunda. Malum AVM ve meşhur markaların da ismi geçiyor. Tam olarak kendini kanıtlayamamış bu gençlerin İstiklal Caddesi’nde var olmaya çalışmalarını gördükçe çevremizde onlar gibi yüzlercesi olduğunu fark ediyor insan.

Beden yine ön planda

Oyun, oyuncuların yeteneğiyle ayakta duran ve enerjisini hiç kaybetmeyen bir oyun. Bunun için 4 ay boyunca sıkı bir prova yapılmış. Tuğrul Tülek, “Özellikle anlatımda bedenin de ön planda olması ya da sözlerin bedenle ve hareketle desteklenmesi gereken bir oyun. Bu oyunda en önemli şey bir hissi anlatmak. Elinde hiçbir şey yok, üç oyuncunuz bir tane de hikayeniz var. O hikayeyi de en iyi o hissi yaratarak aktarabiliyorsunuz. Bunu da sadece sözlerle değil bedenle destekleme gereği duyduk ki, metin de buna çok açık bir metin” diyor.Oyunda kimi siyasi göndermeler de mevcut. Bu göndermeler konusunda çekincesi olmadığını şöyle anlatıyor Tülek: “Hiç çekincem olmadı. Çünkü eğer eleştirilmekten korkuyorsanız eleştiriye açık verecek şeyler yapmamanız gerekiyor, eleştiriye açık şeyler yaptığınız zaman da eleştirilmeyi hak ediyorsunuz demektir. Eleştirilmek kötü bir şey değil, güzel bir şey. Yaptığınız kötü ya da yanlış şeyleri, daha doğruya çevirmek için size bir şans veriyor. O yüzden ben bunu bu oyundaki motiflere eleştiriden çok gerçekler olarak görüyorum. Bir burada bir şeyi eleştirmiyoruz, var olan bir şeyi aynen kullandık. Metnin orijinalinde de vardı buna benzer bir şey, biz onun yerine bu coğrafyada yaşanan bir şeyi göstermeyi tercih ettik.”

MEHMETCAN MİNCİNOZLU (BARON)
“Hikaye anlatmalarına izin verilmiyor”

Oyunda karakterden ziyade, hikaye anlatıyoruz. Fiziksel aksiyonun içinden anlattığımız, içindeyken dışarıdan anlattığımız için anlatıyoruz demeyi tercih ediyoruz. Baron oyunda aşkı temsil ediyor, bir kız arkadaşı var. Ama bir yandan da oyunun temalarından olan; paranoya, dolayısıyla linç kültürü ve korku toplumu üzerinden ötekileştirmeden bakarsak gerçekten, ötekileştirilen bir Kürt figür görüyoruz. Aslında üç kişi de burada potansiyeli olan karakterler ama bu yeni dünya düzeninde hikayelerini anlatmalarına izin verilmiyor. Bunu fark ediyorlar ve hikaye onları ele geçiriyor. Doğaçlama çalışmaları yaptık, boks dersleri aldık, hareket, kuvvet, diksiyon üzerine çalıştık. Anlatmak, aktarabilmek onu, gerçekten yoğun bir fiziksel hareketin içinde bir şey aktarmaya çalışmak ve bu tarzı denemek çok keyifli bir deneyimdi, bir oyuncu için çok büyük bir şans bence.

AYKUT AKDERE (PIT)
“En büyük malzeme kendinizsiniz”

Pıt grubun eğlenceli ve neşeli çocuğu. Popüler olmayı istiyor. Böyle hayatta kalabileceğini düşünüyor. Provalarda beni en çok rahatlatan şey yaptığımız doğaçlamalar oldu. Rolü çalışırken klasik bir metinde çalıştığınız gibi çalışmıyorsunuz ama en büyük malzeme kendinizsiniz. Dışarıdaki insanları gözlemliyorsunuz ama onların sizde yarattığı etkiyle bir şey ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Hatta Tuğrul abi bütün provalarda hangi sahnede ne çalışacaksak ona göre bir duygu motivasyonuyla farklı doğaçlamalar yaptırmıştı bize. O bizi çok rahatlattı. Yorucuydu, çok fazla çabaladık. Hareket, boks, katmanları kullanmak, anlatıcıya girmek, oradan pıt’ı konuşmak, onun üstünden konuşmak zordu benim için.

ONUR ÖZTAY (ÇAKI)
“Kendilerini var etmeye çalışıyorlar”

Bu oyunda aslında üç boyutlu bir durum yok, karakter diyemeyiz; figür bunlar. Bir şeyleri temsil ediyorlar. Çakı, faşizmi temsil ediyor. Faşizm, korkudan beslenen bunun karşısında şiddet ortaya çıkıyor. Şiddet kendini var etmeye çalışan kendini korumaya çalışan bir çocuk. Kendi hikayesini kendi gerçekliğini bu şekilde sağlamaya çalışıyor. Tam olarak bir karakter diyemeyiz aslında. Diğer bütün rollere de bu şekilde yaklaşabiliriz. Biz daha çok bu oyunda çalışırken meselenin kendisiyle ilgilendik aslında. Anlatmak istediğimiz şey olayın kendisiydi. Hikayeleri baz alırsak, Çakı bu sistemin içinde var olmaya çalışıyor. Bu üç arkadaşın ortak özelliği kendilerini var etmeye çalışmaları. Oyunun en güzel özelliği, metropolde yaşayan üç arkadaşın başından geçebilecek bir olay olması.

OVERSPILL / YÜKSEK
Yazar: Ali Taylor
Yönetmen: Tuğrul Tülek
Oyuncular: Mehmetcan Mincinozlu, Onur Öztay, Aykut Akdere
Müzik Tasarımı: Uygur Yiğit
Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan
Koreografi: Tan Temel
Afiş Tasarımı: Haluk Tuncay
Yardımcı Yönetmen ve Dramaturji: Nurcihan YücelDOT
Maçka G-Mall

Exit mobile version